1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Açık Denizlerde Koruma Anlaşması Başlıyor!

Açık Denizlerde Koruma Anlaşması Başlıyor!

featured
0
Paylaş

BBNJ, yani Açık Denizlerde Biyoçeşitliliği Koruma Anlaşması, 17 Ocak’ta taraf devletler tarafından resmen hayata geçirilecek.

Türkiye’nin de dahil olduğu bu anlaşma, açık denizlerde çevresel etki değerlendirmesi, yeni deniz koruma alanlarının oluşturulması ve genetik kaynakların adil paylaşımı gibi unsurlarla biyolojik çeşitliliği koruma amacını gütmektedir.

Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Bilgili, AA muhabirine verdiği röportajda, kara suları ve ulusal deniz yetki alanlarının güçlü bir hukuki çerçeve ile korunduğunu, ancak daha önce bu alanların dışındaki bölümlerin yasal koruma eksikliği yaşadığını belirtti.

BBNJ Anlaşması’nın bu durumu değiştirdiğini vurgulayan Bilgili, “Bu anlaşma ile birlikte, ulusal yetki alanlarının dışındaki deniz alanlarının ekolojik yapısı da yasalarla korunabilir hale gelecek. Böylece bu bölgeler, uluslararası deniz hukukunda insanlığın ortak mirası olarak belirgin bir statü kazanmış olacaktır.” dedi.

Anlaşmanın, gemilere yönelik doğrudan teknik düzenlemeler içermediğine dikkat çekerek, alınan kararların uyum süreçlerinin, etki değerlendirmeleri ile izleme ve şeffaf raporlama aşamalarının bayrak devletleri üzerinden yürütüleceğini bildirdi.

BBNJ Anlaşması’ndaki 25. maddenin, devletleri gemiler için daha sıkı önlemler almaya yönlendirdiğini ifade eden Bilgili, bu durumun zamanla sıkılaşacak uygulama dizilerine dönüşebileceğini aktardı.

Bilgili, anlaşmanın getirdiği düzenlemelerin bayrak devletleri ve gemilerin, uluslararası sularda faaliyet gösterirken ekosistemler üzerinde daha sorumlu bir tutum sergilemesini sağlayacağını kaydetti.

“FAALİYETLERİN İÇERİĞİ ŞEFFAF BİÇİMDE ORTAYA KONULMAK ZORUNDA”

Denizciliği etkileyen önemli bir konunun, ulusal yetki alanlarının dışında da dikkatli davranmayı gerektiren yeni kuralların uygulanması olduğuna değinen Bilgili, şöyle konuştu:

“Planlı faaliyetlerin deniz çevresine olası etkilerinin önceden bilinmesi, BBNJ’ye uyum sürecinin temel taşını oluşturmaktadır. Ulusal yetki alanları dışındaki faaliyetlerin içeriği ve çevresel etkilerinin şeffaf bir şekilde ortaya konulması zorunludur. Bu durum, yeni bir mevzuat ihtiyacını da beraberinde getirirken, değerlendirme ve raporlama süreçlerinde şeffaflık sağlanması gerekliliğini gündeme getiriyor.”

Bilgili, ekosistemlerdeki etkilerin ölçülmesinin henüz yeni bir alan olduğunu vurgulayarak, bu nedenle mevzuatın geliştirilmesi ile kapasitenin artırılması için çalışmaların yapılması gerektiğini ifade etti.

ANLAŞMA TÜRKİYE’NİN ULUSAL DENİZ YETKİ ALANLARINI ETKİLEMEYECEK

Diğer yandan Bilgili, BBNJ Anlaşması’nın 18. maddesinde yer alan deniz koruma alanları ve alan bazlı yönetim araçlarının, ulusal yetki alanlarını kapsamayacağının net bir şekilde belirtildiğini söyledi.

Bu hükmün, söz konusu alanlarda egemenlik hakları ya da yargı yetkisiyle ilgili herhangi bir iddia veya reddin dayanağı olmadığını belirten Bilgili, “Türkiye, BBNJ’nin kabulünün hak ve menfaatlerine zarar vermeyeceğini açıkça ifade etti. Bu nedenle BBNJ, Türkiye’nin ulusal deniz yetki alanlarına herhangi bir etki yaratmayacaktır.” dedi.

BBNJ MAVİ EKONOMİDE YENİ FIRSATLAR SUNABİLİR

Bilgili, BBNJ’nin mavi ekonomi alanında yeni fırsatlar yaratabileceğini, deniz genetik kaynaklarının toplanması ve işlenmesi için yeni alanlar açabileceğini dile getirdi.

Anlaşmaya taraf olmayan ülkelerin ve gemilerin uluslararası koruma alanlarında ortak kurallara tabi olmadan faaliyet göstermelerinin ciddi sorunlar doğurabileceğine dikkat çeken Bilgili, “Bu durum, bilgi paylaşımı ve denetim süreçlerinin dışında kalan faaliyetler nedeniyle deniz kaynaklarının zarar görmesine ve uluslararası düzeyde yeni gerilim alanları oluşmasına yol açabilir.” dedi.

Bilgili, BBNJ kapsamındaki izleme, raporlama ve çevresel etki değerlendirmesi süreçlerinin ulusal eşdeğerlerinin geliştirilmesinin zaman alabileceğini, bu durumun uyumda aksaklıklara yol açabileceğini belirtti.

Son olarak Bilgili, “Türkiye’nin BBNJ’deki aktif varlığının COP31 başkanlığıyla birleşmesi, okyanuslarla iklimin karşılıklı etkilerinin daha net bir biçimde ortaya konulmasına katkı sağlayarak, hassas ekosistemlerin iklim odaklı toplantılarda daha fazla dikkate alınmasını destekleyebilir.” dedi.

AÇIK DENİZLERİN KORUNMASI İÇİN YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, açık denizlerde biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik uluslararası girişimlerin önemine dikkat çekerek, sözleşmenin küresel deniz koruma anlayışında yeni bir evre başlattığını ifade etti.

Dünya genelinde yaklaşık 11 bin 300 deniz koruma alanı bulunduğunu belirten Öztürk, bu alanların deniz ve okyanusların yalnızca yüzde 3,1’ini kapsadığını, tamamen koruma altında olan alanların ise yaklaşık yüzde 1 seviyesinde kaldığını vurguladı.

Öztürk, bu durumun daha fazla ve etkili deniz koruma alanlarına olan ihtiyacı açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekti.

Öztürk, “Açık denizlerde koruma alanı ilan edilmesi, balıkçılığın tamamen yasaklanacağı anlamına gelmiyor. Ancak bu faaliyetlerin hangi koşullarda yürütüleceğine dair güçlü bir hukuki çerçeve oluşturulacaktır.” dedi.

Açık denizlerde deniz koruma alanları oluşturma hedefinin 2030 yılına kadar küresel ölçekte önemli bir koruma eşiği yaratabileceğine işaret eden Öztürk, “Eğer sözleşme etkili bir şekilde uygulanırsa, açık denizlerde biyolojik çeşitliliğin korunmasının yanı sıra okyanusları tehdit eden yönetim boşluklarının büyük ölçüde kapatılması mümkün olacaktır. Türkiye’nin, sözleşme yürürlüğe girdiğinde açık denizlerde devlet uygulamalarını takip etmesi faydalı olacaktır.” ifadelerini kullandı.

Açık Denizlerde Koruma Anlaşması Başlıyor!
+ -
Bizi Takip Edin