ÜMRAN AVCI – John Berger, Selçuk Demirel için kaleme aldığı bir önsözde; “Selçuk çoğu zaman cebinde küçük bir defter taşır. Bu defter olmadan kanatlarının tüyleri yolunmuş bir kuş gibi hissediyordur kendini” diye yazmıştı. Dünyaca ünlü çizer Demirel; 1981 ile 2024 arasında tuttuğu günlüklerine yazdığı anı, deneme, aforizma ve şiirlerden bir seçki hazırladı. “Gökyüzüyle Yüz Yüze” adıyla yayımlanan kitapta sanatçının notlarının yanı sıra bazı mektupları ve anıları da ilk kez derli toplu bir şekilde okurla buluşmuş oldu. Yaşar Kemal’den Orhan Pamuk’a, John Berger’den Komet’e kültür sanat dünyasının önemli isimleriyle çevrili bir hayat süren Demirel’in kaleme aldığı kitap, dönemin düşünce ve duygu iklimine de ışık tutuyor.
■ “Gökyüzüyle Yüz Yüze” sizin için geçmişe yolculuk demek. Eski defterleri açmak neler hissettirdi?
Evet, bir anlamda yolculuk diyebiliriz. Ama ‘geçmiş’ geçip gitmiyor yaşarken, ileriye doğru giderken. Geçmişi hep yanımızda, içimizde taşıyoruz. Hiçbir şey kaybolmuyor. Başka bir şeye dönüşerek yaşamını sürdürüyor. Bu kitaptaki notlar, yazılar, düşünceler, söyleşiler yıllardır benimle birlikte arşivimde duruyorlardı. Her biri birer fragman gibiydiler. Bu fragmanları bu kitapta bir araya getirdim.

■ Yaşamınıza dokunanları anmışsınız kitapta. Kültür dünyasının önemli isimleriyle sarmalanmak hayatınızı nasıl renklendirdi?
Hayatımda önemli olmuş birçoğu ile yakın dost olduğum, kimisi ise bir akşam yemeği süresince tanıdığım ve çalışmalarına hayranlık duyduğum birçok insanla tanışma olanağım oldu. Claude Julien (1925-2005) 1985 yılında Le Monde Diplomatique gazetesinin genel yayın müdürüydü. Döneminin en önemli ve ünlü gazetecilerindendi. Gazeteye desenlerimi göstermek için randevu alıp gitmiştim. Beş dakikalık karşılaşmamız sırasında desenlerime bakıp, “Sizinle çalışabiliriz. Hemen başlayın” dedi. Temmuz 1985 sayısında ilk desenim yayımlandı. Son desenim Şubat 2026 sayısında yayımlanacak. 40 senedir bu gazeteye her ay bir desen çiziyorum. Bugün gazetenin en eski çalışanıyım. John Berger ile Nella Bielski’nin evinde bir Rus yılbaşı kutlamasında sinemacı Robert Kramer ile tanıştım. Yine John Berger’in evinde bir akşam Sebastiao Salgado ve eşiyle tanıştım. Salgado yaşayan en önemli fotoğrafçılardan biriydi, geçen yıl aramızdan ayrıldı. Edip Cansever, İlhan Berk, Eric Rouleau, Altan Gökalp, Alain Badiou, Yüksel Arslan, Onat Kutlar, Mengü Ertel, Oğuz Aral gibi birçok insandan maalesef bu kitapta yeterince ya da hiç söz edilemedi. Bu tanışıklıklar bir zincirin halkaları gibi. ‘90’lı yılların başında bir öğle yemeğinde Le Monde Diplomique Genel Yayın Müdürü Ignacio Ramonet ve Abidin Dino (1913-1993) ile beraberdim. Yemekten sonra Ignacio dedi ki: “Düşünebiliyor musun ben Bunuel’i tanıdım, Abidin Eisenstein’ı tanımış, sen ve ben Abidin’in tanıdık.” Bu böyle sürüp gidecek…
■ John Berger ile olan ilişkinize ayrı bir başlık açmak istiyorum. Çünkü yollarınız ortak projelerle de kesişti.
John Berger’den bu kitapta çok söz ettim. John önemli bir yazar, ressam, adil bir dünya için mücadele eden bir aktivistti. Bize bakmayı öğreten, bakarak düşünmeye davet eden bir sanatçı. John Berger’le birlikte olduğum zamanlar kendimi hep olduğumdan daha fazla akıllı hissettim. Dört kitap çalışması yaptık. Bu kitaplar bir çeşit dostluğumuzun nişanesi gibidir.
Beckett’le aynı sokakta
■ Paris’teki hayatınızı uzun uzun anlatmışsınız. Burada beni heyecanlandıran konulardan biri de Beckett ile aynı sokakta oturmuş olmanız.
Samuel Beckett‘le aynı sokakta oturduğumu Beckett üzerine yapılmış bir dokümanter filmden anladım. Ama hangi numarada oturduğunu Enis Batur’un bir telefonundan öğrendim. Sanırım bundan 20 yıl önce telefonum çaldı: “Samuel Beckett’le görüşebilir miyim?”. “Onlar taşındılar artık burada oturmuyorlar” dedim. Beckett, 1938-1959 yılları arasında benim şimdi oturmakta olduğum adrese 50 metre uzaklıkta yaşamış. Enis’e “Benim sokağımda Beckett oturmuş senin sokağında ünlü kim var” diye sorduğumda “Ülkü Tamer” demişti.


