EFNAN ATMACA – Herhangi bir apartmanın, herhangi bir katında, uzaktan bakıldığında sadece ışığı yanık herhangi bir dairesinde yaşayan ailenin hikâyesi aslında hepimizi ilgilendiriyor, topluma ayna tutuyor. Nasılını ve nedenini Baum Tiyatro’nun “Kat:9 Daire:34” adlı oyunu anlatıyor. Oyunun yazarı ve yönetmeni Adil Şahin aynı zamanda sahnede. Ve sahneyi Beyza Ergezer Şahin ile paylaşıyor.
Karşıt ama tanıdık
İkiz kardeşler var sahnede. Şahin bunun nedenini “Toplum içinde zıtlık ya da karşıtlık içeren birçok iki şeyin metaforu. İnançlı- inançsız, iktidar yanlısı- muhalif, akıllı-cahil gibi çoğu insanın taraf belirlediği ve artık karşı tarafı anlamayı bıraktığı şeylerin yansıması” sözleriyle açıklıyor. İkiz kardeşler, kız olanı evi terk ettiğinden beri, tam 10 yıldır görüşmemişler. Babalarının vefatı üzerine bir araya geliyorlar. Kavuşma ve veda arasında geçen bu buluşmada ailenin tüm sırları dökülüyor. Birbirlerine tüm geçmişi kendi gözleriyle bir kez daha anlatırken hem dün ile yüzleşiyorlar hem de yarını şekillendiriyorlar. Adil Şahin, “İnsanları siyah-beyaz, iyi-kötü diye hızlıca etiketleyip, haklıyı haksızı bir kalemde belirleyerek ona göre yönlenip birey olarak, halk olarak bize içi boş bir sağaltım yaşatıldığını, bunun sonucunda elimizde kalanın sadece yalnızlık ve sahipsizlik hissi olduğunu ve bu sebeple toplum olarak bunalımda olduğumuzu düşünüyorum. Bunu da eski tabirle ‘orta sınıf’ diye tanımlanabilecek bir çekirdek aile ve iki kardeş üzerinden anlatmaya çalıştım” diyor. Oyun tam da bu duyguyu veriyor. Sözü yine Adil Şahin’e bırakırsak: “Bu ikiliklerin bir gri tarafı olduğunu, çoğunun gerçek olmayıp ezbere olduğunu, haklı ve haksızın bakış açısını değiştirip sorgulanmaya değer olduğunu, dünyanın işleyişinin, iktidarın bize hep kötücül bir düalist düşünce dayattığını, bunu da çıkarları için kullandığını anlatmak, bu karşıt görüşlerin bir araya geldiğinde ne kadar birbirlerine tanıdık geleceği konusunu tartışmaya açmak istedim.”
Dayatılanın ötesi
Oyun; aile, iktidar, adalet, korku, iletişim, kadın, varoluş gibi birçok konu ve kavrama temas ederken kimsenin dönüp bakmadığı, hikâyesiyle ilgilenmediği insanlara ayna oluyor. İkiz kardeşler aynı geçmişi yaşamışlar, birbirleriyle farklı bir bağları var ama ikisi de birbirine farklı bir akış açısı sunuyor duygularını dile getirirken. Aslında birbirlerini anlıyorlar, her ikisi de o dört duvar içinde neler yaşandığının farkında ama onlara dayatılan şekilde davranmayı tercih ediyorlar. İşte ikiz kardeşler sahnede bunu değiştiriyorlar.
Adil Şahin’in yazdığı ikinci oyun “Kat:9 Daire:34”. Her ne kadar bir daha oyun yazıp yazmayacağını bilmediğini söylese de tiyatronun böyle incelikli; eleştiriyi, ironiyi, yüzleşmeyi tanıdık karakterler üzerinden yapan yeni metinlere ihtiyacı var. Beyza Ergezer Şahin ile Adil Şahin sahnede su gibi akıyorlar. Sadeliğin iddiasını taşıyan doğal oyunculuklarıyla seyirciyi hikâyenin içine alıp sahnedeki karakterlerin çok tanıdık olduğuna inandırıyorlar. Yan komşunun derdine ortak olmak, aynaya bakmak, neden bu kadar mutsuz olduğumuzu anlamak ya da bugünün dertlerinin merkezinde ne var keşfetmek için “Kat:9 Daire:34”ü seyredin.
‘Pek çok güzel oyun seyirciyle buluşamıyor’
Beyza Ergezer Şahin ile Türkiye’de bağımsız tiyatro yapmayı konuştuk. Şahin, “Bağımsız tiyatro yapmanın bence en büyük avantajlarından biri heyecan duygunuzun hep canlı kalması. Her zaman inandığınız ve istediğiniz şeyleri yaptığınızda her seferinde yeni bir heyecanla, şüphelerinizden sıyrılarak, iyi ki bu işi yapıyorum hissini yaşıyorsunuz. Bu, bir sanatçının kendini canlı tutabilmesi ve yaşama tutku duyabilmesi için çok önemli ve kritik. Dolayısıyla bağımsız olarak yaptığımız işlerde çok büyük ve derinden bir mutluluk yaşıyoruz. Bu da bize devam etme motivasyonu veriyor” diyor. Peki zor tarafları yok mu? Elbette var. Şahin: “Bağımsız tiyatro yapmanın en büyük dezavantajlarından biri, bir sanatçı olarak işin sadece yaratıcı kısmıyla ilgilenmeye heveslenirken o oyunun yapım aşamasında da olmanız ve bu aşamada yaratıcıkla ilgili olmayan pek çok başlıkla sizin ilgilenmeniz. Bunların yanında tabii ki ülkenin ekonomik koşulları da göz önüne alındığında, tiyatro sanatı ve özellikle bağımsız tiyatro yapan ekipler sert ekonomik koşullardan çok etkileniyorlar. Oyunların oynama sıklığı ve devam edip etmemesi maddi imkânlarla çok bağlantılı hâlde. Bu durum belki senelerce oynayıp, binlerce seyirciye ulaşacak pek çok güzel oyunun kalkmasına kadar gidebiliyor.”


