SERAY ŞAHİNLER – Sanatçı bu sergide izleyiciyi güvenli bir seyir mesafesine yerleştirmiyor. Aksine, tam bir eşikte konumlandırıyor: Ne içerideyiz ne dışarıda; ne uyanığız ne de düşte. Sergi mekânı, resimler, nesneler ve seslerle sabit anlamlar üretmekten çok titreşen bir hâl yaratıyor.
Adalı’nın işleri, nesneleri dönüşüm anlarında yakalıyor. Yağlı boya yüzeylerinden taşan boks torbaları, domino taşları, izleyicinin bedensel hafızasına dokunan bir oyun alanı kuruyor. Bu alan, kimi zaman hazla kimi zaman tekinsizlikle ilerleyen bir deneyime dönüşüyor.
Rüyalarda buluşuruz
Serginin merkezinde yer alan ‘bahçe’ fikri, köklenmekle çürümek arasındaki gerilimi canlı tutuyor. Küçük kulübede biriken rüya anlatıları ise sergiyi yaşayan bir deneyime dönüştürüyor. Rüyalar, sanatçının üretim pratiğinin merkezinde duruyor. Uyanıklık ile uyku hâlini uzun süredir işlerinde araştıran Adalı, bu sergide izleyicileri bir telefon kulübesine davet ederek rüyalarını anlatmalarını istiyor. Domino taşlarından ilhamla kurgulanan oyun alanı ve sanatçının ilk seramik çalışmasında ön ve arka yüzlerde farklı desenler kullanması, çok katmanlı algıyı güçlendiriyor.
Sanat psikoterapisti kimliği de Adalı’nın üretimlerinin arka planında hissediliyor. Sanat ve psikoterapiyi benzer biçimde retrospektif pratikler olarak tanımlayan sanatçı, bu süreci “önünüzde katman katman boyadığınız, boyadıkça derinleşen bir form oluşuyor” sözleriyle anlatıyor.
Adalı’nın ‘topraktan göğe yükselme’ pratiğinin bir sonucu olarak şekillenen “Haz ile Göklenir Dünya”, sanatçı için pandemiden bugüne uzanan kişisel ve toplumsal krizlerin ardından gelen ilk nefesi temsil ediyor: Yaşamın tüm ağırlığına rağmen, neşeyle, hazla ve sanatla yeniden kurulabileceği inancını. Bir iyileşme ve açılma hikâyesi olarak tanımlanan sergi, 28 Mart’a dek Art On İstanbul’da ziyaret edilebilir.


