Galatasaray’ın dünyaca ünlü golcüsü Victor Osimhen, katıldığı programda kariyer yolculuğuna dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Çocukluk döneminde yaşadığı zorluklardan transfer sürecine kadar birçok konuya değinen yıldız futbolcu, Türkiye’ye geliş sürecini ve bu kararı hangi duygularla verdiğini anlattı. İşte o sözler:
‘BATAKLIKTA AĞLAMAYA BAŞLADIM’
“Mahallemizdeki çoğu insan atık alanında bulduğu çöpleri satarak geçiniyordu ama küçüklüğümde babam şoförlük yapardı. Annem vefat ettikten sonra babam bu işi kaybetti ve bir karakolun mutfağında bulaşıkçı olarak çalışmaya başladı. Ama bu iş kiramızı ödemek için yeterli değildi. Yaklaşık 12 yaşındayken bir geceyi hatırlıyorum; Ev sahibi artık sabrını yitirmişti ve dairemizin elektriğini kesti. Tek bir odada, yedi kişi, televizyon yok, ışık yok, kapkaranlık. Dışarı çıktığımı hatırlıyorum; bir bataklığın yanına oturdum, gerçekten bir bataklık, ve ağlamaya başladım. Tanrı’ya sordum, ‘Bu nasıl bir hayat?'”

‘O İKİ PARMAK HAYATIMI KURTARDI’
“15 yaşıma geldiğimde Nijerya U-17 seçmeleri için Lagos’ta denemelere gittim. Yüzlerce çocuk vardı. Top bile yoktu. Sadece koşturuyorlar, yavaş olanı eliyorlardı. Hayatım için koştum. Aylar sonra son 30’a kaldım. 27 isim açıklandı. 3 kişi elendi. Ben o 3 kişiden biriydim. Hayalim ölmüştü. Tekrar denemeler olacağını öğrendim. Abuja 9 saat uzaktaydı. Param yoktu. Bir mahalle menajeri araba buldu. Babam sadece şunu söyledi: “Gitmen gerekiyor.” Sırt çantam ve iki kıyafetle yola çıktım. Stadyumun önünde yüzlerce çocuk vardı. İlk gün sahaya çıkamadım. İkinci gün bir antrenör bağırdı: “Yeşil forma! 15 dakikan var.” 15 dakikada 2 gol attım. Ama ismim yine okunmadı. Tam arabaya binecekken birileri bağırdı: “Yeşil formadaki!” Takım doktoru iki parmağını kaldırarak beni işaret etmişti. O iki parmak hayatımı kurtardı.”
‘BİR AŞK HİKAYESİ’
“Napoli’den ayrıldığımda kaç kişinin bana, ‘Türkiye’ye gitme. Delirdin mi?’ dediğini biliyor musun? Eski bir menajerim bile bana, ‘Hayır, hayır, hayır. Oraya gitme. Akıllıca bir hamle değil,’ dedi. Ama ben kafamla değil, Kalbimle düşünürüm. Galatasaray’da oynamak istiyordum. Napoli’de yaşadığım o duygudan sonra, herhangi bir kulübe nasıl gidebilirim? İmkansız. Sıkıcı. Dünyanın en tutkulu ilk 3 kulübünden birine gitmek istiyordum. Beni gerçekten anlayan insanların onlar olduğunu düşünüyorum. Futbolu başka türlü yaşayanlar. Bir iş olarak değil, bir aşk hikayesi olarak.
‘BİR BABA OLARAK KULÜBÜMDE İSTİYORUM’
İmza atmadan önce Okan Buruk’la telefonda konuştuğumda bana şunu söyledi: ‘Sana bir insan olarak, bir teknik direktör olarak ve bir baba olarak seni kulübümde istediğimi söylemek için buradayım. Ve biliyorum ki bu taraftar seni çok sevecek. Senin için her şeyi yapacaklar. Zor bir dönemden geçtiğin zamanlarda bile bu kulüp arkanda olacak.’ Türkiye’ye giden uçağa binmeden önce her şeyi Tanrı’nın ellerine bıraktım. Uçak indiğinde, gecenin bir yarısı, beni bekleyen 3 bin Galatasaray taraftarı vardı. Özel bir havalimanında. Uçağımı havadayken takip ediyorlardı. İnsanlar beni kollarını açarak karşıladı. Bu his paradan daha değerli.

‘İNANMIYORSANIZ VAN DIJK’E SORUN’
“Bana inanmıyorsanız, Van Dijk’e sorun. Liverpool’la oynadığımız Şampiyonlar Ligi maçından sonra onunla konuşuyordum ve “Adamım, bu nasıl bir atmosfer!?” dedi. “Abi, dürüst olmak gerekirse, buraya hiç gelmeseydim ve biri bana bunu anlatsaydı, inanmazdım,” dedim.”


