Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, çoğu zaman ağrı ya da belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerliyor. Görmenin sinsi hırsızı olarak adlandırılan bu hastalık, küresel körlük vakalarının yaklaşık yüzde 8’inden sorumlu tutuluyor. Modern tıbbın ulaştığı nokta dikkate alındığında glokomun sinsi ilerleyişini durdurmak mümkün ancak kaybedilen görme yetisini geri getirmek imkânsız. Bu sebeple düzenli göz muayenesinin hayati önem taşıdığını belirten Dünyagöz Hastaneler Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ümit Aykan, glokomun görme sinirindeki liflerin sinsi ve ilerleyici kaybıyla ortaya çıktığını belirterek, “Hastalık ilerlediğinde geri dönüşü yok. Bu nedenle özellikle 40 yaşından sonra herkesin düzenli göz muayenesi yaptırması gerekiyor” dedi.

Modern tedavi yöntemleri kadar kişinin günlük alışkanlıkları da hastalığın seyrini etkiliyor. Özellikle Ramazan ayında değişen beslenme ve uyku düzeni, ilaç saatlerinin aksaması gibi durumlar risk oluşturabiliyor. En büyük tehlike ise “orucum bozulur” endişesiyle göz damlalarının ihmâl edilmesi. Glokom tedavisinde damlaların düzenli ve saatinde kullanılmasının hayati önemde olduğunu vurgulayan Aykan, “Bir dozun dahi atlanması göz içi basıncında dalgalanmaya yol açabilir. Bu dalgalanmalar görme siniri üzerinde kalıcı hasar riskini artırabilir” diye konuştu. Aykan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın göz damlalarının orucu bozmayacağı görüşünü hatırlatarak, Ramazan ayında tedavi disiplininin korunması gerektiğini vurguladı.

Ramazan’da uzun süreli susuzluğun ardından iftarla birlikte kısa sürede aşırı su tüketilmesi de göz içi basıncında ani yükselişlere neden olabiliyor. Prof. Dr. Aykan, sıvı tüketiminin iftar ile sahur arasına yayılmasının hem metabolizma adaptasyonu hem de göz sağlığı açısından daha doğru bir yaklaşım olduğunu söyledi.
40 yaş üzerindeki kişiler ile ailesinde glokom öyküsü olanlar başta olmak üzere diyabet, hipertansiyon ve miyopisi bulunan kişilerin yüksek risk grubunda olduğunu ifade eden Aykan, “Migren hastalarında görülebilen ani damar kasılmaları ve düşük tansiyon atakları, görme sinirine giden kan akımını azaltarak sinirin yeterince beslenmesini engelleyebilir. Bu durum da zamanla görme sinirinde hasara yol açarak glokom gelişme riskini artırabilir” şeklinde konuştu. Glokomda en güçlü savunmanın erken tanı olduğunu vurgulayan Prof. Aykan, “Özellikle risk grubundaki kişilerin düzenli göz muayenesini ihmal etmemesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü bu hastalıkta kaybedilen zaman, kaybedilen görme anlamına geliyor” değerlendirmesi yaptı.
Glokom tedavisinde ilaçların hâlâ ilk basamak tedavi yöntemi olduğunu hatırlatan Prof. Aykan, ilaç tedavisine yanıt vermeyen veya cerrahi gereksinimi olan hastalar için mikrocerrahi yöntemlerinin umut olduğunu söyledi. Gözün iç kısmına minik stentler yerleştirilerek göz içi sıvı akışını düzenlendiğini dile getiren Prof. Aykan, “Böylece göz basıncı kontrol altına alınıyor. Bu sayede glokomun ilerlemesi durdurulurken, hastaların ilaç bağımlılığı da önemli ölçüde azaltılıyor. Hatta bazı durumlarda ilaç kullanımı tamamen ortadan kalkabiliyor. Lokal anestezi altında gerçekleştirilen ve büyük kesiler gerektirmeyen bu işlem, hastaların günlük yaşamına hızla dönmesine olanak tanıyor” değerlendirmesi yaptı.


