Betül Topaklı / Milliyet.com.tr – Ferda Uslu, 1972 yılında Isparta’da doğdu. Annesi hemşire, babası hâkim olan Ferda’nın iki erkek kardeşi var. Ferda, babasının memur olması sebebiyle çok fazla şehir değiştirdi. Bu nedenle sabit bir çocukluk arkadaşı, mahallesi ya da şehri olmadı. Ancak bu durum aileyi birbirine çok daha fazla yakınlaştırdı. Ferda derslerinde başarılı bir öğrenciydi. Üniversite sınavına girdi ve halkla ilişkiler fakültesini kazandı ancak ikinci sınıfta bırakmak zorunda kaldı. Nedeni ise yaşadığı ağır sağlık sorunlarıydı. Bu durum Ferda’yı tıp kitapları okumaya, biyolojiyi, gıda kimyasını ve geleneksel şifayı araştırmaya, bunları anlayarak çeşitli formüller ortaya koymaya itti.

“Yaşadığım böbrek rahatsızlıklarımın yanı sıra vücudumdaki geçmek bilmeyen alerjilerle mücadele ediyordum. İlaçlar içiyor, serumlar alıyordum. Artık hayatım hastane koridorlarında geçiyordu. Canımın derdine düşünce, gecemi gündüzüme katıp kitap okudum. Fermantasyonun, probiyotiklerin ve doğal beslenmenin derinliklerine indiğim o sancılı süreç, beni bugün olduğum kişi yaptı. Yani benim eğitimim, bir merakın değil, bir mecburiyetin ve hayatta kalma çabasının eseridir. Sonra bu çaba tutkuya dönüştü. Fermantasyona âşık oldum. O mikro evrenin derinliklerine indikçe sağlığımda gözle görülen değişiklikler beni sınırsız bir heyecana sürükledi. Bu heyecan ve aşkla daldığım o sonsuz dünyada; şifanın yanı sıra başarıyı, bana inanan, ürünlerimi kullanan insanlardan oluşan topluluğumu ve hayal bile edemeyeceğim pek çok güzelliği buldum.”
‘İŞ FİKRİ DEĞİL, İYİLEŞME ÇIĞLIĞIYDI’
Ferda, çaresizliği dibine kadar yaşadığı bu dönemde şifanın dışarıda değil, içeride olduğunun farkına vardı. İçeriye girişi de evinin mutfağında fermente gıdalar yaparak başladı. 2015 yılında blog’unu ve sosyal medya hesabını açmasındaki tek amacı: ‘Ben iyileşiyorum, başkaları da iyileşsin’di. Bildiği ve denediği fermente tarifleri paylaştı. O dönem ticari hiçbir kaygısının olmadığını söyleyen Ferda, “Ancak takipçilerim, paylaştığım ürünleri gördükçe, ‘Ferda hanım biz vakit bulup hazırlayamıyoruz, bizim için de yapın’ diye ısrar etmeye başladılar. Yani bu bir ‘iş fikri’ değil, ‘iyileşme çığlığıydı’ aslında. Hikayemde reklam bütçeleri ve pazarlama stratejileri yoktu. Sadece samimiyet, ilgi ve paylaşım vardı. Bunlar da bana memnuniyet ve herkesin çevresine tavsiyesi olarak döndü. Markalaşma süreci böyle başlamış oldu. Yani markayı ben kurmadım, ihtiyaçlar ve güzel insanların talepleri kurdurdu” dedi.

‘YEMEDİĞİM HİÇBİR ŞEYİ CİLDİME SÜRMEM’
Ürünlerinin tamamının canlı olduğunu aktaran Ferda, “Formüllerin tamamı bana ait ve hepsi benim kendim için geliştirdiğim, iyi geldiğine inandığım reçeteler. Yani mutfağımızda ‘mış gibi’ yapan hiçbir ürün yok. Tamamı mevzuata ve ilgili yönetmeliklere uygun. Fermente gıdaların yanı sıra doğal bakım ürünleri de üretiyorum. Temel ilkem: ‘Yemediğim hiçbir şeyi cildime sürmem.’ Ürettiğim her şeyi kendim kullanırım ve ne kullanırsam yalnızca onu üretirim. Nasıl ki içtiğimiz kemik suyunun, sirkemizin en doğalını yapıyorsak, kozmetikte de durum aynı. Kremlerimiz ve sabunlarımız yenilebilir yağlarla üretilir. Ancak bizde sadece ‘Yenilebilir kozmetik’ değil, ‘Fermente kozmetik’ kavramı var. Örneğin; fermente şampuanımızın içerisinde zeytinyağı ve Hindistan cevizi yağı gibi değerli yağların dışında, yapımı aylarca süren ve içecek olarak da stoğumuzda bulunan Kombucha (Kombu çayı) var. Bu şampuanın fermantasyon süreci de 1 ayın üzerinde tamamlanıyor” bilgilerini paylaştı.
“Babamın görevi nedeniyle şehir şehir gezsek de benim çocukluğumun değişmeyen tek bir tarafı vardı: Doğallık. Toprakla, bahçeyle, gerçek gıdayla iç içe büyüdüm. 1970’li yılların saf atmosferini, zamanın gıdalarını doya doya yaşadım. Bugün bile gözlerimi kapattığımda çocukluğumdaki domatesin kokusu burnuma gelir. O zamanlar yediğimiz yoğurt gerçekten yoğurttu, ekmek ise ekmek… Çocukluğumda damağıma kazınan ‘gerçek lezzet’ hafızası, sanırım benim pusulam oldu. Bugün ürettiğim her üründe aslında kendi çocukluğumun saf ve temiz lezzetlerini yeniden yakalamaya, insanlara kaybettikleri tatları geri vermeye çalışıyorum. Fabrikasyon değil, anne eli değmiş gibi üretim yapma tutkum, o günlerin özleminden geliyor.”
‘DUALAR BENİM EN BÜYÜK YAKITIM OLDU’
‘Canlı’ ve yaşayan gıdaları, ‘ölü’ gıdaların satıldığı bir pazara kabul ettirirken zorlandığını söyleyen Ferda, “Bizim sirkelerimiz tortuludur, canlıdır, bulanıktır. Market raflarındaki berrak, kimyasal asitlere benzemez. İnsanlara; ‘Bakın, bu tortu kirlilik değil, şifanın ta kendisidir’ diyene kadar dilimde tüy bitti. Ama ne zaman yorgunluktan dizlerimin bağı çözülse, telefonuma bir mesaj düşerdi: ‘Allah razı olsun, sayenizde şifa buldum’ ya da ‘Çocuğuma güvenle yediriyorum.’ İşte o dualar benim en büyük yakıtım oldu. O güzel geri dönüşleri okuduğumda bütün yorgunluğum gidiyor, ‘Doğru yoldasın Ferda, devam et’ diyorum kendi kendime. Sadece gıda da değil; kişisel bakım ve ev temizliğinde kullanılan zehirlerin yerine, mutfağımda tamamen yenilebilir içerikli ürünler de formüle ettim. Şimdi tesisimizde her bir ürün grubu için ayrı ayrı pek çok mutfak bulunuyor. Evde kurduğum sistem büyüdü ancak o ilk günkü saflığı hep taze kaldı” diye konuştu.

‘UYANIŞ BAŞLATTIM’
11 yıl önce, unutulmaya yüz tutmuş gerçek gıdanın, atalık yöntemlerin ve ‘yaşayan mutfağın’ peşine düşen Ferda, şu an hem kitabıyla hem de sosyal medya kanallarıyla bir ‘uyanış’ başlattığını söylüyor. Bu uyanışın, mutfak ve gıdaların ötesinde bir farkındalığa işaret ettiğini anlatan Ferda, “Biri profesör, diğeri ABD’de mühendis olarak çalışan iki erkek kardeşim var. Kardeşlerimle paylaştığımız o sıcak aile ortamı, bugün kurduğum markanın temelindeki ‘aile sıcaklığının’ ve samimiyetin de mayası. Bizim evimizde üretimin ve emeğin ayrı bir kutsallığı vardı. Annem ve babam bize doğruluğu nasihatlerle değil, bizzat yaşayışlarıyla öğrettiler. ‘İşini yaparken kimse görmese bile Allah görüyor, en iyisini yap’ düsturuyla büyütüldük” dedi.
‘ÜRÜNLERİMİN FORMÜLÜ BANA AİT’
“İnsanlara mutfaklarına geri dönmeleri ve hazır gıdanın esaretinden kurtulmaları için ilham verirken; aynı zamanda bedenlerinin farkına varmaları, kendi ihtiyaçlarına kulak vermeleri ve zihinsel berraklık kazanmaları konusunda da rehberlik ediyorum” diyen Ferda sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Ürettiğim bütün ürünlerin formülü bizzat kendime ait. Geleneksel yöntemlerin günümüz uyarlaması ile ihtiyaca yönelik özel olarak oluşturuyorum. Ben hasta yatağımda çaresizce şifa ararken, o şifayı içeride buldum. Ve içsel yolculuk, bugün her geçen gün büyüyen, 700 bin kişilik kocaman bir topluluğa dönüştü. Ancak burada anlattıklarım benim şifa yolculuğumdur. Her bünye özeldir ve farklı ihtiyaçları vardır. Lütfen kendi sağlığınızla ilgili kararlar alırken doktorunuzun görüşünü almayı ihmal etmeyin.”


