MELİSA VARDAL – Son dönemde uluslararası sanat dünyasında giderek daha yüksek sesle dile getirilen bir tartışma var: Çok fazla üretim, doygun bir piyasa ve yavaşlayan bir talep. Galeri ve fuar sayısındaki artış, sanatın bir yatırım aracına dönüşmesi ve koleksiyonerlik pratiklerinin değişmesi, ‘sanatta arz-talep dengesi’nin yeniden sorgulanmasına yol açıyor. Peki bu tablo bir kriz mi, yoksa yeni bir dönüşümün eşiği mi? Sanat piyasasında yaşanan bu kırılmayı anlamak için sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez ile Fırat Arapoğlu’na ve “Aziz” kitabıyla bir koleksiyoncunun dünyasını edebiyata taşıyan yazar Yavuz Ekinci’ye sorduk.
‘Yapıtın uzun vadeli değerine inanç azalıyor’
■ Doç. Dr. Fırat Arapoğlu / Sanat Eleştirmeni
Çağdaş sanat ekonomik anlamda bir arz fazlası dönemine girmiş durumdadır ve çok fazla sanat yapıtı, fuar, galeri ve kültürel etkinlik koleksiyoncuların, kurumların ve bireylerin dikkat kapasitesini aşan bir hızla dolaşımda. Bu sadece ekonomik bir sorun da değil, aynı zamanda bir gösterge krizi; anlam, üretim hızına yetişemiyor. Böylece talep zayıflamış görünürken, bunun nedeni aslında koleksiyoncuların ve kurumların paralarının tükenmesi değil. Aslında bir sanat yapıtının uzun vadeli değerine inanç azalıyor gibi görünüyor.
Bu nedenle bir hesaplaşma döneminin yaklaştığını düşünüyorum. Ama piyasada ortadan kalkanlar kötü sanatçılar ya da yapıtlar olmayacak, aksine kurumsal desteklerden, medya katkısından ve görünürlük ağlarından yoksun olanlar kaybolacak. Bu biteviye devam eden üretim hızına reaksiyon veremeyen müzeler gün geçtikçe nesli sona eren türlerin kemiklerini sergileyen yapılara dönüşüyor. Aşırı arz fazlası görünür olmayı hayatta kalma mücadelesi olarak değiştirdi.
Sistem, ancak, sosyal medya ve marka kültürünün şekillendirdiği genç nesil sayesinde yeniden genişleme potansiyeline sahip. Onlar için sanat, bir tür kimlik, yaşam tarzı ve kültürel değer olarak işlev görüyor ve sanatçılar da nesneler gibi dolaşımdalar. Bu değişim belki de yeni pazarlar ve izleyiciler yaratabilir. Ama bu pratik sanatı dolaşım için optimize edilen hızlı görüntülere de dönüştürebilir. En nihayetinde bu aşırı arz çağında gerçek kıtlık sanat değil aslında, anlamdır.
‘Yeni bir alıcı modeli doğabilir’
■ Ayşegül Sönmez / Sanat Eleştirmeni
Koleksiyon sıkıntısı -ki bu bizim daima çok alışık olduğumuz bir durum buralarda/varsa belki zevk yükselir diye sevindim doğrusu, çok çok umutlandırıcı bir kriz. Çünkü başka bir zevkin, zevklerin ortaya çıkmasına yol açabilir.
Belki müzeler dönüşür.
Yeni bir alıcı modeli, yeni bir tüketici profili doğabilir. Sanatı illa satın alıp saklamak üzerinden değil başka türlü deneyimleyen, çağdaş sanatı farklı biçimlerde tüketen bir profil ortaya çıkabilir.
Bu sıkıntıları, daha teşvik edici ve daha üretken bir sanat ortamına hazırlık olarak görüyorum.
Belki de bu sayede zihnimiz mevcut hegemonik ve son derece vasat o kapalı devre koleksiyoner zevkinden arınır.
Bu açıdan kendimizi şanslı bile sayabiliriz.
Her kriz, sanat adına da hayat adına da dönüştürücüdür.
Sanat zaten bir arz ve talep meselesi değildir. Hem odur hem de bir arzu meselesidir.
O yüzden satın alacak eser bulamayanlar için üzülemem de ancak ürettikleri görünmeyenler için umutlanırım.
‘Eseri bir varlık kalemi gibi değerlendiren bir zihniyet’
■ Yavuz Ekinci / Yazar
Başka hayatları yaşamak için yazıyorum. Dört yıl boyunca Yavuz olarak değil, koleksiyoncu Aziz Mirzade olarak hayata baktım. Sanat piyasasını da onun dikkatiyle izledim. Bu yüzden sorunuzu Koleksiyoncu Aziz Mirzade’nin sesiyle yanıtlayabilirim.
Son dönemde sanat piyasasında ‘aşırı üretim’ ve ‘talep daralması’ üzerine yapılan tartışmaları dikkatle takip ediyorum. Ancak koleksiyonculuğu grafiklerle, istatistiklerle, fuar sayılarıyla açıklamaya çalışanlar meseleyi baştan yanlış kuruyor. Koleksiyonculuk bir alım-satım refleksi değildir. Bir tutkudur, bir varoluş biçimidir.
Bugün koleksiyoncu ile yatırımcı birbirine karıştırılıyor. Yatırımcı kârın peşindedir, koleksiyoncu ise hazzın. Yatırımcı trende bakıp liste takip eder, koleksiyoncu ise trendi umursamaz o iç sesini ve tutkusunu dinler.
Hızlı alım-satım döngüleri, fuar takvimine göre pozisyon almak, ‘trend sanatçı’ listeleri üzerinden hareket etmek… Bunlar koleksiyonculuk değil, portföy yönetimidir. Çünkü finansal refleksle kurulan bir ilişki sanatla değil, fiyatla ilgilidir. Bugün gördüğümüz şey sanatın fazlalığı değil; hızın tahakkümüdür. Sanatçıyı grafik gibi okuyan, eseri bir varlık kalemi gibi değerlendiren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bence bu doygunluk değil, yön kaybıdır. Bugün yönünü kaybeden yatırımcıdır; koleksiyoncu değil.


