1. Haberler
  2. Kültür - Sanat
  3. ‘Sosyal medya insanın içindeki karanlığı ortaya çıkarıyor’

‘Sosyal medya insanın içindeki karanlığı ortaya çıkarıyor’

Doğu Yücel, “Trol”de içimizdeki trolleri afişe ediyor. Kitap, iki anti kahraman üzerinden sosyal medya zorbalığını tartışıyor

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ÜMRAN AVCI – Senarist ve yazar Doğu Yücel, son romanı “Trol”de zamanımızın güncel sorunlarından birine; sosyal medya üzerinden yapılan linçin yarattığı tahribata perde aralıyor. Hikâye iki anti kahraman üzerinden ilerliyor. Birisi; şöhretli bir oyuncu olan Kaan Balaban: Egosu şiş, üstenci, narsist… Diğeri habis bir zekâya sahip “Kel Örümcek” adındaki sosyal medya kullanıcısı. Kaan Balaban, televizyon dizisinde canlandırdığı sahne üzerinden bir anda gizemli trolün hedefi oluyor. Kel Örümcek’in başlattığı linç; ünlü oyuncunun önce kariyerini tehdit ediyor… Sosyal medyadaki zorbalığın boyutu büyüdükçe kurban, yaşadığı psikolojik şiddetin etkisiyle sadece işinde değil özel hayatında da kaybetmeye başlıyor. Kaan Balaban’ın gerçeklik algısı kayboluyor, cinayet planlarına başlıyor. Yaşadığı duygusal deprem tüm hayatını etkiliyor. Doğu Yücel, sosyal medyanın kişiyi, hatta zaman zaman aynı insanı hem bir kahramana hem de kurbana dönüştürebileceğini gösteriyor. 

■ Kitabın odağına linç kültürünü almaya nasıl karar verdiniz?

Epeydir linç kültürü üzerine düşünüyordum. Bir başka türeviyle ‘cancel’, yani iptal kültürü de buna eklendi. Çoğumuzun rahatsız olduğu ama çoğumuzun az ya da çok bir rol aldığı, virüs gibi yayılmış bir hastalık hâli. Sosyal medyanın çoğu insanın içindeki karanlığı ortaya çıkardığını düşünüyorum. Bazıları tamamen bu karanlığa teslim olarak sanal dünyada kendilerine yeni persona’lar üretiyorlar ve o persona’nın maskesi altında etrafa zehir saçıyorlar. Neredeyse hiç tanımadığınız bir kişi hakkında, o kişi o anda nasıl bir hâlde diye düşünmeden onun göreceğini bile bile çok sert, köşeli bir fikir yazmanın nasıl normalleştiğini düşünmemiz lazım belki de. Diğer yandan romanda bu meseleye tüm yanlarıyla bakmaya çalıştım ve bir trolün zihnine girmeye çalıştım. İnsanlar birçok alanda adaletin çalışmadığını, liyakatin kaybolduğunu düşünüyorlar ve kendi yargılarını en uç şekilde ifade ederek sözde bir eşitlik peşinde koşuyorlar.

■ Az evvel “Bir trolün zihnine girmeye çalıştım” dediniz. Bu süreci biraz anlatır mısınız?

Bunun üzerine çok düşündüm ve okumalar yaptım. Sosyal medyada aktif olan biri mutlaka bir konuda karanlık bir ifadede bulunmuştur, zararlı bir düşüncenin yayılmasına neden olmuştur, kötünün yanında farkında olmadan saf tutmuştur. Sadece sosyal medyada da değil, hayatın içinde de hiçbirimiz masum değiliz. Peki hayatın her alanında düzgün olmaya çalışan birinin içinden o gölgeli versiyonumuz ne zaman çıkıyor? Hem fiziki sağlığımızda hem de ruhsal sağlığımızda yaşanan sallantılar bizi kötülüğe eğilimli yapabiliyor. ‘Psikolojimiz bozuk’ diye tarif ettiğimiz dönemlerimizde içimizdeki trol daha çok ortaya çıkmıştır. Bunun gibi fiziksel olarak da bir eksiklik hissettiğimizde yine o trole yenik düşme olasılığımız artıyor, diye bir tez attım ortaya.

■ İki anti kahraman üzerinden ilerliyor roman. Okuru zorlu bir hakemlikle baş başa bırakmak mıydı niyetiniz?

Bu romana başlarken iki ‘iddia’, güncel tabirle ‘challenge’ seçtim kendime. Önce okuru kötü, narsist biriyle özdeşleştirmek istedim. Sonra eli artırdım, romanı sen hitabıyla, ikinci tekilde yazmaya karar verdim. Bu da doğrudan okura, “sen böyle birisin” veya “sen de böyle biri olabilirdin” demek gibi oldu. Edebiyatın görevlerinden biri de sanırım kendimizi kötü insanların yerine koyup o kötülükleri neden yaptıklarını anlayabilmek. Aynı şekilde romanda ana karakterin karşısına koyduğum kişi de -yani trol- de kötü biri. Okuru şu soruyla yalnız bırakmak istedim: İki kötünün düellosunda hangisini seçeceksiniz? 

Erkeklerin kıskançlığını görün 

■ Genellikle ego savaşları ve kıskançlıklar kadın karakterler üzerinden verilir. Kitapta eriller üzerinden ilerlemesi bilinçli bir tercih miydi?

Evet, bilinçliydi, ‘siz bir de erkek kıskançlığını görün’ demek istedim! Çatışma hâlindeki karakterleri özellikle erkek kıldım ve erkeklerin dünyasında ‘husumet’in nasıl noktalara varabileceğini göstermeye çalıştım. Çünkü bireysel hayatlarımızı da toplumsal hayatlarımızı da derinden sarsan asıl şey bu. Başımıza ne geliyorsa ego savaşına tutulan erkekler yüzünden geliyor. Burada tek bir cinsiyeti de kastetmiyorum, kadın erkek fark etmez, üstümüze yapışan o erkeklik kodu, bitmek bilmeyen ‘erkeklik taslama’ refleksimiz üzerine düşündürmek istedim. Daha doğrusu hikâye bunu istedi.

■ Dizi sektörüne yönelik eleştiriler var. Her sahnede oyunculuk dersi veren emektar sanatçıların sette karavansız vakit geçirmesi, afişlerde yer bulamaması mesela. İlk tepkiler nasıl?

Evet, bu kısmı yazarken bu sektörde çalışan insanlardan tepki görebilirim diye endişe ediyordum ama şimdiden oyuncu arkadaşlarımdan çok güzel sözler duydum. Çünkü onlar da bu sektördeki insanlık dışı durumdan çok rahatsızlar. ‘Ekmek parası’ diyerek çoğu sessiz kalıyor. Bazıları da yurt dışı pazarında çok başarılıyız diye susuyorlar. Oysa gözümüzün önünde asgari sağlık şartlarını karşılamayan dev bir fabrika var. Büyük haksızlıkların olduğu, sık sık iş kazalarının yaşandığı, bazıları büyük zenginliklere ulaşırken bazılarının fiziki ve ruhsal sağlıklarını kaybettiği bir iş düzeni söz konusu. Buna da dokundurmadan edemedim.

 

‘Sosyal medya insanın içindeki karanlığı ortaya çıkarıyor’
+ -
Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

Bizi Takip Edin
KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.