Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Her çiçek kendi toprağında büyür, yapboz parçaları sadece olması gereken diğer parçalarla eşleşir. Uyum, her yerde tamamlayıcı ve olmazsa olmazdır. Uyum yoksa eksik çoktur. En basit sistemlerden ağır makinalara, yuva olan yapılardan, suyu evlere taşıyan borulara… Saymakla bitmeyecek kadar çok sistem, uyumsuz ve uygunsuz malzemeler kullanılması nedeniyle olması gerekenden çok daha kısa sürede yıpranarak ömrünü tamamlıyor. Bunun da nedenlerinin başında, ‘korozyon’ geliyor. Üstelik Doç. Dr. Cem Örnek’e göre korozyonla sonuçlanacak süreç çoğu zaman fark edilmeden başlayıp sonuçlanıyor. Ancak ‘uyum’ yakalandığı takdirde ‘son’, hiç de kolay olmuyor. Milyarlarca liranın korozyona kurban verildiği sistemler, kaliteli ve uygun yapıldığında, ne insan ömrü ne de yapı ve sistem ömrü kısalıyor. Peki ama korozyonu engelleyecek uyum nerede ve nasıl yakalanacak? 120 milyarlık kayıp her sene nereden kimlerin cebinden hiç de fark ettirmeden çıkıyor? Malzeme ve Korozyon Araştırma Grubu Yürütücüsü ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Örnek, 120 milyarı ve korozyonun ‘ömür kısaltan’ sonuçlarını Milliyet.com.tr’ye anlattı.

YA ÖLÜM YA MADDİ ZARAR! KOROZYONUN HAYATİ BEDELLERİ VAR
Herhangi bir yapı ya da sistem inşa ederken, ortamın koşullarına ve yapının maruz kalacağı etkenlere dikkat edilerek bir ‘uyum’ yakalanmalıdır. Aksi halde zaman ve aslında olağan akışındaki her şey insan eseri sistemleri çürütüp nihayetinde de ömrünü sonlandırmaya eğilimlidir. Çünkü uyum varsa çoğu zaman korozyon yok denecek kadar azdır. Korozyon Doç. Dr. Cem Örnek’in dikkat çektiği en tehlikeli yönüyle şu şekildeydi, “Çoğu zaman görünmeden başlayan ve sessizce ilerleyen süreç, yapının zayıflamasını ya da işlevini kaybetmesine yol açıyor. En tehlikelisi ise kendini fark ettirmeden can güvenliğini tehdit etmesidir. Bu sessiz süreç hem bireysel yaşamda hem de büyük sistemlerde çok ciddi sonuçlara yol açabilir.” Peki sistemleri ve yapıları korozyon kurbanı vermemek için tam olarak nelerden korumak gerekiyor? Doç. Dr. Örnek bu soruyu şöyle açıkladı:
“Korozyon çoğu zaman iş işten geçtikten sonra fark edilir. Oysa yapılması gereken, daha tasarım aşamasında malzemeyi, ortamı, koruyucu önlemleri ve bakım stratejisini planlamaktır. Bulunduğu ortama uygun, dayanıklı malzeme ve alaşımlar kullanmak, koruyucu kaplamalarla boya, çinko galvanizleme, seramik ince film kaplamalar gibi yüzey işlemleriyle metali çevreden yalıtmak gerekir. Doğru tasarım, su, nem veya agresif çözeltilerin birikeceği geometrilerden de kaçınmak şarttır. Korozyon izleme sistemleriyle desteklenmelidir. Yeraltı döşemeler gibi kritik yapılarda sensörlerle erken uyarı sistemleri kurmak sağlıklıdır. Düzenli bakım ve temizlik, korozyon birikmeden müdahale etmek için önemlidir. Ancak temizlik derken doğru temizlikten söz ediyoruz; örneğin çeliği deniz suyuyla yıkamak, işe yaramak yerine daha çok zarar verebilir. Çoğu zaman gözden kaçan bir yöntem de ortama müdahale etmektir. Yani malzemeyi değiştirmek yerine, ortamı malzemeye uygun hâle getirmek. Örneğin nemin kontrol altına alındığı, çevresel pH değerlerin malzemeye zarar vermeyecek düzeyde tutulduğu topraklama sistemlerinin elektro-kimyasal dengesizliği önleyecek şekilde çalıştığı ortamlarda malzeme çok daha uzun ömürlü olur ve beklenmeyen hasarlar oluşmaz.”
Uyum ortam ve sistem arasında sağlanınca korozyon önleniyordu. Ancak yine de önlenemez bir noktadaysa bu ne zaman hayati bir sorun olur? Hangi durumlarda yalnızca ekonomiyi değil, insan hayatını da tehdit eder? Doç. Dr. Cem Örnek’e göre yalnızca ekonomiyi değil insan hayatını da olumsuz etkileyecek noktalar şöyle maddeleniyor:
- Uçak ve helikopterler: Yapısal bileşenlerdeki çatlamalı korozyon, uçuş güvenliğini ciddi şekilde tehdit eder.
- Köprü ve viyadükler: Donatı çeliğinin hatalı beton karışımı veya katodik koruma sağlanmaması sebebiyle paslananabilir. Bu da yapının dayanıklılığını azaltır. Çökme riski yaratır.
- Doğalgaz ve petrol boru hatları: Yer altında oluşan korozyon, patlama veya zehirli sızıntı riski taşır.
- Tıbbi implantlar: Vücuda yerleştirilen metal implantlar (örneğin kalça veya diz protezleri), zamanla korozyona uğrayabilir. Bu da iltihaplanma, doku hasarı ve hatta zehirli iyon salınımı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
- Nükleer ve enerji santralleri: Ağır ve agresif koşullardaki malzemelerin korozyona dayanıklı olması, sistemin güvenli çalışması için hayati önemdedir.
- Asansör ve vinç gibi taşıma sistemleri: Taşıyıcı halatlarda oluşan içsel korozyon, ani ve ölümcül kazalara neden olabilir.

‘FARK EDİLDİĞİNDE İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLUYOR’
““Korozyon her zaman yüzeyde belirti vermeyebilir. Özellikle gerilme korozyon çatlakları gibi bazı durumlarda, pas izi bile görünmeden malzeme içten içe zayıflar. Basınç altında çalışan bir sistemde bu, sızıntı ya da ani bir patlamayla sonuçlanabilir. Bu nedenle sadece görünen yüzeye değil, yapının tamamına ve maruz kaldığı koşullara dikkatle bakmak gerekir” diyen Doç. Dr. Cem Örnek, aslında hiç haberimiz olmadan büyüyen tehlikeye dikkat çekiyordu. Korozyon, yapılarda ve makinalarda görünür duruma geldiğinde zaten pek çok şey için artık çok geç oluyordu. Korozyon sadece teknik bir arızayla sonuçlanmıyordu. Aynı zamanda çevresel problemleri de beraberinde getiriyordu. Yanlış malzeme seçimi, ucuz işçilikle aceleye getirilen üretim ve plansız bakım hem çevreye zarar veriyor, hem de kaynak israfına neden oluyordu. Korozyonsa bu dengesizliği hızlandırıyordu. Peki bu döngü nasıl kırılır? Doç. Dr. Cem Örnek’e cevap basit:
“Korozyon bilimi ve mühendisliği, aslında bir toplumun teknolojiye hâkimiyetinin somut bir göstergesidir. Bu alanı bilen ve yönetebilen ülkeler, aynı zamanda yüksek teknolojiyi etkin kullanan ülkelerdir. Bir milletin gayrisafi yurt içi hasılası (GSYH), üretkenliğinin sayısal karşılığıysa, korozyon bu değeri eksilten görünmez bir karşı kuvvettir. Korozyon, teknik anlamda bir ülkenin gelişmesini yavaşlatan en sinsi engellerden biridir. Ülkemizde ise çoğu zaman sadece bir yüzey sorunu gibi görülüyor ve boya ile geçiştirilmeye çalışılıyor. Oysa bu yaklaşım, problemi gizler ama çözmez. Korozyonla mücadele, çevreyle barışık bir üretim ve kullanım kültürüyle mümkündür. Korozyonla mücadele, malzeme ve sistem tasarımında başlar. Üretim, montaj (deplase) ve kullanım sürecinin tamamında; yani malzemenin ömrü sona erene kadar geçen tüm yaşam döngüsünde, korozyon mühendisliğinin uygun düzeyde entegre edilmesi gerekir. Bu entegrasyon bazı aşamalarda yoğun, bazılarında sınırlı olabilir; ama hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Ardından, çevresel koşullar titizlikle analiz edilmeli; bu koşullara uygun doğru malzeme seçilmeli ve gerektiği kadar, ama mutlaka doğru koruma yöntemi uygulanmalıdır.”
Konu dönüp dolaşıp ‘uyuma’ ve ‘doğru malzeme tercihine’ geliyordu. Doç. Dr. Örnek, temizlemeyi değil kirletmemeyi sağlamak gerektiğine de tam burada dikkat çekiyordu:
“Korozyonla etkili mücadele, ancak çevreyle uyumlu bir üretim ve kullanım anlayışıyla mümkündür. Doğru malzeme + doğru üretim + doğru bakım formülüyle hem çevre korunur hem kaynaklar israf edilmez. Bugün doğaya verdiğimiz zararı telafi etmenin yolu, artık sadece ‘temizlemek’ değil, baştan kirletmeyen, bozulmayan ve sürdürebilir sistemler kurmaktır.”

‘HER YIL KASADAN 120 MİLYAR LİRA EKSİLİYOR’
Korozyon, her gün varlığımızdan ve geleceğimizden çalıyor. Ancak çoğumuz bu kaybın farkında bile değiliz. Üstelik mesele yalnızca sokakta gördüğümüz paslı korkuluklar, çöken binalar ya da eskiyen yapı stoğu değil. Korozyon, hayatın her alanında karşımıza çıkan, ekonomik ve teknik açıdan ciddi sonuçlar doğuran bir problem. Her yerde görebileceğiniz ve artık kullanılması ne sağlığa ne de güvenliğe uygun olmayan her şey için geçerliydi. “İnşaat sektöründe, betonarme yapılarda kullanılan donatı çeliği paslandığında taşıyıcı sistemler zayıflar; bu da yapı güvenliğini doğrudan etkiler. Ulaşımda ise otomobillerin şasi ve fren sistemleri, uçak gövdeleri ve tren rayları korozyona maruz kalabilir. Enerji altyapısında doğalgaz, petrol ve su boru hatları ile enerji santrallerinin metal ekipmanları büyük risk altındadır. Denizcilikte gemi gövdeleri, liman iskeleleri ve açık deniz platformları tuzlu su nedeniyle yoğun korozyon tehdidi altındadır” diyen Doç. Dr. Cem Örnek ‘sessiz tehdit’ diye tanımladığı ‘korozyonun’ ülkemiz ve dünya için nelere mal olduğuna dikkat çekerek sözlerini noktaladı.
“TÜİK verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılası (GSYH) yaklaşık 1,3 trilyon dolardır. Bu durumda, korozyonun ülkemize maliyeti en iyimser hesapla 65 milyar dolar, daha gerçekçi bir yaklaşımla ise 130 milyar dolar düzeyindedir. Bu sorun artık sadece mühendislerin değil, toplumun tamamının gündeminde olmalıdır. Korozyon, görünmeyen, ama dünya genelinde 2,5 trilyon doları aşkın kayıplara yol açan yapısal bir sorundur. Uluslararası ölçekte bu maliyet, dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 3’üne denk geliyor. Korozyonun maliyeti yalnızca bakım faturalarıyla sınırlı değildir. Üretim durmaları, enerji ve su kayıpları, makinelerde verim düşüşü ve bazı durumlarda can kaybına kadar varan sonuçlar doğurabilir. Oysa bu risk, çoğu zaman öngörülebilir ve önlenebilir. Gereken şey, korozyonun sistemin tasarım aşamasından itibaren düşünülmesi ve yönetilmesidir. Önlemenin maliyeti, hasarı onarmaktan kat kat düşüktür. Çoğu durumda oluşacak zararın sadece onda biri kadar yatırımla, korozyon ciddi ölçüde kontrol altına alınabilir. Korozyon baştan düşünülürse, pahalı bir sorun olmaktan çıkar.” – Doç. Dr. Cem Örnek


