Çanakkale Savaşları Enstitüsü, dünya harp tarihine damga vuran Çanakkale Savaşları’nın tıbbi bilançosunu içeren bir belgeyi 111 yıl sonra gün yüzüne çıkardı.
Enstitü Müdürü Utkan Emre Er, Çanakkale muharebeleriyle ilgili birçok araştırma ve zayiat tablosunun daha önce yayımlandığını belirtti.
Er, savaşın tıbbi bilançosunu açık bir şekilde ortaya koyan bu eşsiz belgenin ilk kez gün ışığına çıktığını ifade ederek, “Çanakkale Savaşları Enstitüsü olarak ‘3. Kolordu Harp Cerideleri’ projemiz kapsamında bu raporu tespit ettik ve Anafarta Dergisi’nin 30. sayısında okuyucularımızla paylaştık. 1915 tarihli bu rapor, 3. Kolordu ve Şimal Grubu Başhekimi Ali Rıza tarafından kaleme alınmıştır.” dedi.
Er, belgenin en dikkat çekici özelliğinin, kara muharebelerinin başladığı 25 Nisan 1915 ile kasım ayının sonu arasındaki kritik ve kanlı süreci kapsaması olduğunu vurguladı.

Bu belge, Arıburnu ve Conkbayırı bölgelerinde gerçekleşen büyük muharebelerin istatistiklerini barındırarak askeri tarih ve istatistik bilimi açısından eşsiz bir referans kaynağı olma niteliği taşıdığını kaydeden Er, şunları söyledi:
“Raporda yer alan sayılar, o dar alanda yaşanan insan kaybının büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Örneğin sadece 3. Kolordu’nun savunduğu alanda 41 bin 471 yaralı tespit edilerek kaydedilmiştir. Bu askerlerden 40 bini aşkın kısmı sargı yerlerine ve hastanelere sevk edilirken, ateş hattından sağ çıkarılan 2 bin 549 Türk askeri hastane koğuşlarında hayatlarını kaybetmiştir. Bu rakamlar, Çanakkale’deki destanın yalnızca siperlerde değil, hastane çadırlarında da büyük bir mücadele ile yazıldığını gösteriyor. Yayınladığımız bu belge, Osmanlı ordusunun lojistik ve sağlık yapılanmasındaki etkinliğini de ortaya koymaktadır.”

“SAVAŞ SUÇU SAYILAN ‘DOMDOM KURŞUNLARI’ İLE 332 TÜRK ASKERİ YARALANDI”
Er, askeri hastanelerin yalnızca Çanakkale merkeziyle sınırlı olmadığını belirterek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Lapseki, Biga ve Ezine gibi birçok farklı konumda sağlık tesisleri kurulmuş ve yaralılara müdahale edilmiştir. Durumu ağır olanların deniz yoluyla İstanbul’daki hastanelere sevk edildiğini düşündüğümüzde, muharebe döneminde bölgede işleyen mükemmel bir askeri hastane ağı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Rapor, müttefik kuvvetlerin acımasız taktiklerini ve kullanılan mühimmatın yarattığı yıkımı da detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Gelibolu Yarımadası’nın coğrafi yapısı, çıkarma noktaları ve muharebe alanlarının düşman ateşine tamamen açık olması nedeniyle, bomba ve şarapnel yaralanmalarının oldukça yüksek ve çeşitli türlerde yaşanmasına neden olmuştur. Belgedeki en çarpıcı ayrıntılardan biri ise uluslararası savaş hukukuna aykırı olan silahların kullanımıdır. Resmi kayıtlara göre, çarpma anında genişleyerek ağır doku tahribatı yaratan ve savaş suçu sayılan ‘domdom kurşunları’ ile tam 332 Türk askeri yaralanmıştır.”

Utkan Emre Er, muharebelerin en kanlı anlarına sahne olan göğüs göğse çatışmaların da başhekimlik raporunda yer aldığını ifade ederek, “Raporda 83 askerimizin süngü hücumunda en acımasız biçimde yaralandığı veya şehit düştüğü kaydedilmiştir. Bu istatistik, çatışmaların ne kadar sert geçtiğini ve süngünün savaş alanındaki ölümcül etkisini göstermektedir. Bizler Çanakkale Savaşları Enstitüsü olarak bu eşsiz belgeleri gün yüzüne çıkararak, o destanı yazan kahramanların anılarını yaşatmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.




