Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Ticaret ve Tarım Direktörü Marion Jansen, kritik minerallerin önemi ve Türkiye’nin bu alandaki rolü hakkında açıklamalarda bulundu.
Enerji dönüşüm süreçlerinin hızlanmasıyla kritik minerallere olan talebin arttığını belirten Jansen, “Üye ülkelerimizin yeşil dönüşüme olan ilgisinin artması, bu minerallerin önemini daha da belirgin hale getiriyor. İhracat kısıtlamaları ve tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ise son zamanlarda çok daha fazla gündeme gelir hale geldi.” şeklinde konuştu.
Kritik minerallerin tedarikinde çeşitlendirmenin önemine dikkat çeken Jansen, “Pazarların aşırı yoğunlaştığı durumlar mevcut. Örneğin, bazı ürünlerin küresel pazarının yüzde 90’ı tek bir ülkeye aittir. Bu durum sürdürülebilir değildir.” ifadelerini kullandı.
Bu yoğunlaşmanın beraberinde getirdiği riskleri de dile getiren Jansen, “İki ana risk söz konusu. İlk olarak, aşırı yoğunlaşma piyasa dengesini bozabilir ve fiyatların normal şekilde oluşmasını engelleyebilir. İkinci olarak, baskın konumdaki oyuncular ürünlere erişimi kısıtlama imkânına sahip olurlar. Bu nedenle, çeşitlendirme kritik bir öneme sahiptir.” dedi. OECD’nin madencilik ve işleme projelerine finansman sağlanmasının çeşitlendirmeyi artırma açısından etkili olacağını da vurguladı.
“İHRACAT KISITLAMALARI 15 YILDIR ARTIYOR”
OECD’nin kritik minerallere yönelik ihracat kısıtlamalarıyla ilgili güncel raporunu değerlendiren Jansen, “İçinde bulunduğumuz durum endişe verici. İhracat kısıtlamalarının son 15 yıl içinde sürekli arttığını gözlemliyoruz. Bu durum, çok taraflı ticaret sistemini olumsuz etkileyen bir gelişme.” açıklamasında bulundu.
Yatırım zorluklarına da değinen Jansen, “Bu sektörlerdeki yatırımlar uzun vadeli planlama gerektiriyor. Projelerin hayata geçirilmesi ve ürünlerin piyasa sürülmesi zaman alıyor. Yatırımların başarılı olması için gerekli olan sermaye ve teknoloji gereklilikleri de bulunuyor.” dedi.
“TÜRKİYE, BU ALANDA DAHA BÜYÜK ROL OYNAYABİLİR”
Türkiye’nin kritik mineraller tedarikindeki konumunun önemli olduğunu belirten Jansen, “Türkiye, özellikle bor gibi önemli minerallerin tedarikçisi konumunda. Ayrıca Türkiye, kritik minerallerin lojistiği ve transit geçişi açısından da stratejik bir noktada bulunuyor.” dedi.
OECD bünyesindeki rolüne de değinen Jansen, “Türkiye, OECD’nin ihracat kredileri düzenlemesine üye bir ülke. Bu bağlamda, Türkiye’nin kritik ham maddeler alanındaki potansiyeli oldukça yüksek.” değerlendirmesinde bulundu.
OECD Kritik Mineraller Forumu’nun, üye ülkeler arasında işbirliğini artıracak bir platform sunduğunu kaydeden Jansen, “Türkiye, bu alanda aktif bir rol üstlenebilir ve yatırım projelerinin finansmanında önemli bir aktör olabilir.” diye ekledi.
İHRACAT KISITLAMALARI TARİHİ SEVİYELERDE
OECD’nin Kritik Ham Maddelere İlişkin İhracat Kısıtlamaları Envanteri 2026 raporuna göre, ihracat kısıtlamaları 2009-2024 döneminde yaklaşık beş kat artış gösterdi. 2024’te artış hızı yavaşlasa da, kısıtlamalar hala yüksek seviyelerde kalmaya devam ediyor. Bu dönemde, Afrika ve Asya’daki bazı gelişmekte olan ekonomilerin kaynak zenginliği nedeniyle kısıtlamaların yaygınlaşması dikkat çekiyor.
Enerji dönüşümü, dijitalleşme ve savunma sanayisindeki kritik ham maddelere olan talep artarken, arzın sınırlı sayıda ülke ve üreticide yoğunlaşması dikkat çekiyor. Kobalt, lityum ve nikel gibi minerallerin üretimi, küresel üretimin büyük bir kısmını belirli ülkelerle sınırlı kılıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın “Küresel Kritik Mineraller Görünümü” raporuna göre, kobalt üretiminde Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Endonezya ve Rusya; lityumda ise Çin, Avustralya ve Şili öne çıkıyor.


