Uzun bir süre boyunca, ülkelerin savunma açıkları ve bu konudaki yeni savunma paradigmasının gelişimi üzerine tartışmalar sürmekteydi. Savunma anlayışında bir dönüşüm yaşanıyor. Ukrayna Savaşı, bu değişimin habercisi niteliğindeydi. İran–ABD–İsrail Savaşı ise bu dönüşüm ihtiyacını daha belirgin hale getirdi.
Savunma ve güvenlik alanında, teknolojik üstünlük temel bir belirleyici faktör olarak öne çıkıyor. Ancak, bu tek başına yeterli olmuyor. Savaşın en önemli sonuçlarından biri, hava savunma sistemlerinin ekonomik sürdürülebilirliği üzerineydi.
Savunma ve saldırı kapasitesini belirleyen unsurların dayanıklılık, maliyet etkinliği ve üretim hızının ön planda olduğu görüldü. İran’ın düşük maliyetli dron ve füze saldırıları ile stok derinliği, yüksek teknolojili ABD ve İsrail’e önemli maliyetler yükledi.
Artık savaş alanında dronlar, savaşın ana omurgasını oluşturuyor. Üretimlerinin kolay, ucuz ve hızlı olması, bu araçların ilk başta keşif ve taktik saldırı için kullanılan işlevlerini değiştirdi. Dronlar, stratejik baskı, hava savunmasını yıpratma ve müzakere süreçlerinde önemli bir rol oynamaya başladı.
Son dönemde, teknoloji, ekonomi ve savunma sanayisi açısından güçlü olan Batılı ülkeler için Ukrayna Savaşı, “uyandırma alarmı” niteliğindeyken, İran Savaşı ise “yangın alarmı” olarak değerlendiriliyor. Geleneksel Batılı savunma modelinin yüksek maliyetli, uzun üretim döngüsüne sahip ve sınırlı sayıda üretilen platformları, yoğun ve uzun süreli çatışmalarda sürdürülebilirlik sorununu gündeme getirdi.
Gelecekteki savunma mimarisinde, geleneksel platformlarla askeri üslerin ve başkentlerin korunmasının yeterli olmayacağı anlaşıldı. Enerji tesisleri, limanlar, rafineriler, havaalanları, deniz rotaları ve lojistik merkezleri gibi altyapılar, artık savunma mimarisinin bir parçası haline gelmek zorunda.
İran-ABD-İsrail savaşı, gelecekteki savunma ihtiyaçlarını ve güvenlik mimarisini şekillendirecek dinamikleri daha net bir şekilde ortaya koydu. Teknolojinin hızlı ilerlemesi, bu ihtiyaçları kısa sürelerde güncellemeye zorlayacaktır.
Buna göre, mevcut pahalı ve etkili platformların yanı sıra, ucuz, harcanabilir ve seri üretilebilir sistemlere yönelim artacak. Dronlar, hava savunma sisteminin farklı katmanlarda yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılıyor.
Mühimmat üretimi, stok kapasitesi ve derinliği, stratejik üstünlüğün en önemli bileşenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Uzay, yapay zeka, elektronik harp, siber alan ve bilgi savaşları, savunma sanayisini öngörülenin çok ötesinde ve hızla değiştiriyor. Start-up’lar ve KOBİ’ler, büyük savunma şirketlerinin yanında inovasyonun motoru haline gelmiş durumda.
Tüm bu dinamiklerin içinde belki de en belirleyicisi, yerli üretim, milli sanayi, kendi kendine yeterlilik ve savunma egemenliği orta güçler için ana stratejik hedef haline gelmesidir.
Türkiye, birçok alanda olduğu gibi, geleceğin güvenlik mimarisine en hazırlıklı ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Bu durum en son SAHA EXPO 2026, Savunma Havacılık ve Uzay Fuarı vesilesiyle bir kez daha gözler önüne serildi.
SAHA EXPO, Türkiye’nin jeopolitik ağırlığını, teknolojik kabiliyetlerini, ihracat kapasitesini, stratejik otonomisini ve kendi güvenlik mimarisinde geldiği noktayı gösteren bir sunum olarak değerlendiriliyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın SAHA EXPO konuşmasında belirttiği üzere, Türk savunma sanayi, artık belirli ürünlerde üstünlük aşmasını aşmış durumdadır. Küresel sistemde Türkiye, savunma, havacılık ve uzay alanında parlayan bir ülke haline gelmiştir.
2018 yılından bugüne kısa bir sürede Avrupa’nın en büyük savunma kümelenmesi haline gelen SAHA EXPO’ya gösterilen ilgi, bu gerçeğin somut bir çıktısı olarak değerlendiriliyor. 120 ülkeden 1700’den fazla şirketin katılımı ve 8 milyar doların üzerinde iş hacmine ulaşılması, Türkiye’nin bu alanda kurucu bir aktör haline geldiğini göstermektedir.
Bugün Türkiye, yeni nesil milli muharip uçağını, insansız savaş uçağını, helikopterini, İHA’sını, SİHA’sını, elektronik harp sistemlerini, uydu teknolojisini, hava savunma sistemlerini, radarını, tankını, roketini, füzesini, zırhlı araçlarını ve en gelişmiş savaş gemilerini üretebilen bir ülke konumundadır. Aynı zamanda milli yazılımlarını ve platformlarını da geliştirebilmektedir.
Bunların yanı sıra, savunma sanayi, Türkiye’nin güvenlik ve savunmasının yanı sıra, ekonomik büyüme ve yüksek teknoloji stratejisinin de merkezine yerleşmiş durumdadır.
Bu bağlamda, SAHA EXPO 2026’da da görüldüğü gibi, Türkiye oyun değiştirici teknolojileri üretebilen ve geleceğin güvenlik mimarisine dünyada en hazırlıklı ülkelerden biri olarak dikkat çekmektedir.
Türkiye’nin Savunma Gücü: Geleceğe Hazırlık
0
Paylaş