‘YAPTIĞIMIZ 500 BİNE YAKIN EVİN TAMAMI İKLİM DİRENÇLİDİR, ENERJİ VERİMLİDİR’
Hatay’da Türkiye’nin en büyük arıtma tesislerinden birini hayata geçirdiklerini belirten Bakan Kurum, “Tamamladığımız 500 bine yakın konutun hepsi iklim dirençli, sıfır atık uyumlu ve enerji verimlidir. Bu süreç hiç de kolay olmadı. Kapsamlı bir koordinasyon, büyük bir azim ve kararlılıkla bu noktaya geldik. Bunu yalnızca bir inşa başarısı olarak değerlendirmiyoruz; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yaraların sarılması, güvenin yeniden tesis edilmesi ve umudun yeniden canlandırılması olarak görüyoruz. Afet yönetiminin yalnızca sonrası ile değil, risklerin önceden belirlenmesi, yapı stokunun güçlendirilmesi, yerel yönetimlerin desteklenmesi ve şehirlerin dirençli bir şekilde inşa edilmesi gerektiğini biliyoruz. Bu anlayışla, burada elde ettiğimiz tecrübelerle ülkemizdeki riskli yapı dönüşümünde yeni bir aşamaya geçerek kentsel dönüşüm çalışmalarına hız kazandırıyoruz. Hem kentsel dönüşüm hem de uygun koşullarla sunduğumuz sosyal konut projeleriyle şehirlerimizi afetlere karşı daha dayanıklı hale getireceğiz. Kentsel dirençlilik, afet yönetimi ile iklim değişikliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir şehir, depreme karşı güvenli, iklim değişikliklerine uyum sağlayan, enerji verimli ve güçlü bir altyapıya sahip olmalıdır; insanlarına güven, aidiyet ve yüksek yaşam kalitesi sunmalıdır. Günümüzde dünya şehirleri; kentsel ısı adası etkisi, artan enerji talebi, hava kirliliği, su güvenliği ve altyapı baskıları ile karşı karşıya kalmaktadır. İnsanlar, güvenli binaların yanı sıra temiz hava, güvenilir su, etkili atık yönetimi ve uygun maliyetli enerji talep ediyor. Bu ihtiyaçlara karşılık verebilmek için iklime dirençli kentler inşa etmemiz gerekmektedir.” dedi.

‘HATAY DEKLARASYONU’NUN İNSANLIK İÇİN REFERANS OLACAĞINA İNANIYORUM’
Bakan Kurum, küresel enerji tüketiminin yaklaşık dörtte üçünün şehirlerde gerçekleştiğine vurgu yaparak, “Sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’i şehirlerden kaynaklanıyor. Bu durum, şehirlerimizin sadece büyüyen yerleşim alanları olmadığını, aynı zamanda iklim eyleminin merkezleri olduğunu gösteriyor. Depremden etkilenen 11 ilimizde bu anlayışla hareket ettik ve tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini yeni bir yol haritasına dönüştürdük. Bu yol haritasını verimlilik, çevre dostu yapılar, sıfır atık, akıllı sistem yönetimi ve sürdürülebilir yerleşim ilkeleri üzerine inşa ettik. Deprem sonrası inşa ettiğimiz yarım milyon konutu neredeyse sıfır enerjili bina konseptine uygun bir şekilde tasarladık; enerji tüketimini yüzde 39, sera gazı emisyonunu ise yüzde 38 oranında azalttık. Bu yaklaşımı yalnızca deprem bölgesinde değil, tüm 81 ilimizde uyguluyoruz. Bu adımları, 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefimiz ve Yeşil Kalkınma Vizyonumuz ile uyumlu bir şekilde atıyoruz. COP31’de dayanıklı şehirlerin desteklenmesinin uluslararası iklim gündeminin önceliklerinden biri haline gelmesini hedefliyoruz. Çünkü küresel düzeyde binaların emisyonlarını azaltmalıyız. Yeşil bina sertifikasyon sistemlerini güçlendirmeli ve dirençli şehirler için yeni finansman mekanizmaları geliştirmeliyiz. Dirençli altyapı ve bina standartlarını küresel ölçekte yaygınlaştırmalıyız. Bu konular sadece Türkiye’nin değil, tüm şehirlerin ortak ihtiyaçlarıdır. İnsanlığın ortak geleceğine karşı sorumluluğumuzdur. Ben, bu program sonunda ortaya çıkacak Hatay Deklarasyonu’nun dünya şehirleri için ve tüm insanlık için güçlü bir referans olacağına yürekten inanıyorum.” şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından panele geçildi.
Haber Girişi


