Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu, romatolojik hastalıklarla ilgili önemli bilgiler paylaştı. Bazı romatolojik hastalıkların tanısının yıllar sürebildiğini belirten Zahiroğlu, “İltihaplı romatizmal hastalıklarda tanı gecikmesi ciddi bir sorun teşkil ediyor. Çünkü bu hastalıklar, eklemler, kaslar ve organlar üzerinde kalıcı hasar bırakma potansiyeline sahip. Erken tanı ile hastalar bu durumlardan kurtulabiliyor. Örneğin, ankilozan spondilit tanısında gecikme 8 yıla kadar çıkabiliyor. Bu hastalık, iltihaplı bir omurga romatizması olup kalıcı kamburluğa yol açabiliyor. Romatoid artritte ise tanı süresi 2 yıla kadar uzayabiliyor. Bu durum, özellikle el ve diğer eklemlerde kalıcı hasara neden olabiliyor ve hastanın öz bakımını yapamayacak hale gelmesine yol açabiliyor. Bazı durumlarda tekerlekli sandalye ihtiyacı bile doğabiliyor. Psöriyatik artritte tanı gecikmesi 3 yıla kadar sürebiliyor; bu hastalarda da eklem hasarı ve kalıcı engellilik gelişebiliyor. İlk semptomların ortaya çıkmasıyla birlikte zamanında tedaviye başlandığında, bu engellilik durumlarının önüne geçebiliyoruz” şeklinde konuştu.
“DAYAK YEMİŞ GİBİ UYANMAK İLTİHAPLI ROMATOLOJİK BİR HASTALIĞIN BELİRTİSİ OLABİLİR”
Tanı gecikmesinin nedenlerini açıklayan Dr. Zahiroğlu, “İltihaplı romatizmal hastalıklarda belirtiler bazen diğer rahatsızlıklarla karıştırılabiliyor. Örneğin, ellerde ve ayaklarda şişlik, zorlanmaya bağlı olarak değerlendirilebilir. Ankilozan spondilitte görülen bel ağrısı, ‘fıtığım var, ondan ağrıyor’ ya da ‘çok ayakta kaldım, bu yüzden oldu’ gibi düşüncelerle ertelenebiliyor. Hem hastalar hem de bazı sağlık kuruluşları ilk olarak bu tür nedenlere odaklanabiliyor. Sabah tutukluğu da önemli bir belirti. Bu durum, yorgunlukla karıştırılabiliyor. Romatolojik hastalıklara sahip bazı bireyler sabah uyandıklarında, ‘Bütün gece uyumamışım gibi hissediyorum, dayak yemiş gibiyim’ şeklinde ifade edebiliyor. Ancak bu durum, sabah tutukluğunun bir işareti ve iltihaplı romatolojik bir hastalığın belirtisi olarak değerlendirilmeli” dedi.

“ERKEN TEŞHİS VE TEDAVİ ÇOK ÖNEMLİ”
Erken tedavinin gerekliliğine de dikkat çeken Dr. Zahiroğlu, “Tedavide fırsat penceresi oldukça kritik. Eğer engellilik ve hasar oluşmamışsa, uygun tedavi ile hastalığın seyrinde ciddi bir gerileme sağlanabiliyor. Bu sayede hastaların yaşam kalitesini artırmak mümkün. Hasar gelişimini engelleyerek, hastalar tıpkı sağlıklı bireyler gibi yaşamalarını sağlayabiliyoruz. Ancak tedavi sürecinde dikkat edilmesi gereken bir nokta var: İlk tedavi sonrası hastanın kaybolmaması gerekiyor. Çünkü başlangıçta verilen bazı ilaçlar, ikinci kontrol sırasında kesilmek zorunda kalabiliyor. İlaç düzeninin oluşturulmasında mutlaka doktor tavsiyesi alınmalı ve buna göre hareket edilmelidir” ifadelerini kullandı.


