İran savaşı ve Hürmüz krizi, yarın itibarıyla iki buçuk aylık bir süreç tamamlayacak. 28 Şubat’ta başlayan savaş, bugün 74’üncü gününe girmiş durumda. Krizin daha da derinleşeceği öngörülüyor. Zira, sanıldığı gibi zaman ABD’nin aleyhine değil, lehine ilerliyor. Bu nedenle, ABD Başkanı Donald Trump’ın 13-15 Mayıs tarihlerinde yapmayı planladığı Çin ziyareti öncesinde Hürmüz’ün açılması hedefi gerçekleşmeyecek.
Zira ABD’nin grand stratejisi, İran savaşıyla ortaya çıkan ve Hürmüz ile küreselleşen krizi çözmekten ziyade, kontrol altında tutmak üzerine odaklanmış durumda. Hızlı bir uzlaşmanın, ABD’nin bölgesel ve küresel hedeflerinin yarım kalmasına yol açacağı düşünülüyor. Bu sebeple ABD, İran ve Hürmüz krizinde 3 aşamalı bir strateji izliyor.
İlk aşamanın amacı krizi çözmek değil, yönetmek olarak belirlenmiştir. Bu, kontrollü savaş veya kaos anlayışı olarak da adlandırılabilir. İstediği zaman savaşı başlatan veya sonlandıran taraf ABD olduğundan, ilk aşamanın başarılı bir şekilde uygulandığı gözlemleniyor. Ancak burada temel sorun, kontrolün bazen ABD’nin elinden kayması. ABD, İran’ın kabul etmekte zorlandığı uzlaşma şartlarını gündeme getirerek krizin devamını sağlıyor.
***
İkinci aşama, ABD’nin kriz bahanesiyle Körfez’e askeri yığınağını artırması ve askeri varlığını kalıcı hale getirmesidir. Askeri caydırıcılık kozunu elinde tutan Trump, savaşı sona erdirdiğini iddia etse de askeri varlığını artırmaya yönelik hamlelerine devam ediyor. Nitekim Doğu Akdeniz, Kızıldeniz, Umman Körfezi ve Arap Denizi’ne yapılan sevkiyatlar bunu doğruluyor.
Üçüncü aşama ise İran’ı ekonomik baskıyla çökertmeye yönelik Hürmüz ablukasıdır. Tüm bu gelişmelere kriz yönetimi perspektifinden baktığımızda, Trump’ın öyle zor bir durumda olmadığı anlaşılmaktadır. Savaş hâlâ ABD’nin kontrolü altında ilerliyor.
Ancak bazı hesaplamalar tutmadı. Örneğin, 40 gün süren savaş ve beş gün süren ateşkesin ardından, ABD’nin 13 Nisan’da devreye soktuğu ablukanın İran’ın petrol endüstrisini 13 gün içinde felç edeceğine dair tahminler yanıltıcı oldu.
***
Bu ablukanın, rejimin mali durumunu daha da kötüleştirerek taviz vermeye zorlayacağı ve ABD’nin tüm taleplerine boyun eğmesine neden olacağı propagandası yapıldı. Ancak bu, aslında bir beyaz bayrak operasyonu olarak değerlendirilmelidir. Trump yönetimi, İran’ın yeni yönetiminin pes etmeyeceğini biliyor. Zira rejimin en büyük kaygısı iktidarını kaybetmektir. Bu durum, muhalefetin sokağa dökülmesi veya dökülme koşullarının oluşmasıyla mümkün olacaktır. Ancak herkes, Trump’ın niyetinin rejimi değiştirmek değil, rejimin tavır, tutum ve politikalarını değiştirmek olduğunu biliyor. Bu nedenle Trump, şu an için rejimin hassas noktalarına saldırmaktan kaçınıyor.
Abluka, bu olasılığı güçlendirse de tek başına rejimi değiştirecek bir potansiyele sahip değildir. İran halkı da Trump’ın gerçek niyetinin farkında ve artık bu kirli oyunun kurbanı olmak istemiyor. Görünen o ki, bu krizin hamuru daha uzun bir süre tartışılmaya devam edecek. Ancak ipin ucunun ABD’nin elinden kayma ihtimali giderek artıyor.


